28 Ekim 2012 Pazar

Uzun süre sonra bu adresteyim yine.
Diğer blogda kendimden ve hissettiklerimden bahsetmek istememiştim ama oldu bir şekilde.
Bir dur deyip bu adrese geri geldim ben de. Kendimi rahatlıkla açabileceğim bu adrese.

"Perfume: The Story Of A Murderer" filmini izlediniz mi?
Ben ne zaman bir yerde görsem izlemeye başlarım o filmi tekrar tekrar.
Jean-Baptiste Grenouille.
Dünyaya onun yapısında gelmeliydim ben.
Kendimle en çok bütünleştirmek istediğim karakterlerden biridir o.
Onun bakışlarını,hislerini istiyorum içimde.

Seni bu kadar sevmek o kadar korkutucu ki.
Aşık olduğumu bile düşünmüyorum genelde, sadece sevmek.
Ama bazı günler o kadar takılı kalıyorsun ki içimde, sanki...

Ağzına sıçayım lan. İçimdeki acıyı herhangi birinden öyle bir çıkarmak istiyorum ki onun canı yansın deli gibi. Görmek istiyorum canı böyle yanan tek kişinin ben olmadığımı. Siktirin gidin, siz kimseyi sevmeyi beceremezsiniz. Orospu çocukları. Ben mutsuzum da demiyorum, mutluyum ama bazen ona ulaşamamak o kadar boktan ki.

İşin doğrusu, yanlış bir şey yaptığımı düşünmüyorum.

Çünkü o herkesi rahatlıkla kendine aşık edebilir, farkında olmadan da yapabilir bunu.
Ve karşısındaki bu psikopat ya da sosyopat (daha uygun olabilir) insan olan ben de ona aşık olmuştum.

İŞTE BÜTÜN SORUN BURADA.
Şu an seni bu kadar sevmem sorun bile değil. Sorun şu ki, içimde iğrenç biri gizli ve ben o iğrençliği dışarı çıkarmak istiyorum artık. Yutkunamıyorum, başım ağrıyor çünkü. Çık içimden.
Biliyorum ki şu an olduğumdan bile daha güçlü biri olacağım.
Hiçbir bok hissetmemek, istediğimde herkesin psikolojisini kırabilecek güçte olmak istiyorum, sadistlik değil,hazcılık sadece. O güç içimde, ama ben buradan gitmediğim sürece içimde kalacak.

İğrenç biri olmak istiyorum.